Suslu paketler,yaldizlar arasinda iki mumduk biz. Hep birbirimizin alevinden guc aldik. Biri soner gibi olunca, digerimiz daha guclu yandi. Ama hep yandik… Tam sondugumuzu sandigim sirada, yeniden alev aldik. 2011 bana seni getirdi omur boyu, ben de senin yaninda hep ayni gucle yanacagima soz veriyorum.
2012 herkese yaninda tukenene kadar yanicak bi mum versin. Mutlu yillar…
Ask
Aglamak, tavuk yumurta hikayesi gibi… Agladikca dustugunuz zavalli duruma daha cok agliyorsunuz. Sessiz hickiriklar sizin kulaginiza buyuk patlamalar gibi geliyo. Sizi aglatan seye veya kisiye lanet ediyosunuz icinizden. Ama sonra, o gozyaslari durunca basladiginiz yere donuyosunuz. O seyin veya kisinin sizi aglatmasina imkan vermediginiz bilincsiz ruh hali… Sonra da buna ask diyosunuz.
Evet, bugun asigim….
Dedemin İnsanları…

Bugün sinema eleştirmeni oldum. Evdeki 100lerce DVD’ye, her filmin en fazla 1 ay içinde DVD formatında yayınlanmasına rağmen akşamları sinema programlarının heyecanı hep bambaşka. Bunda film arasında yediğim frigoların da etkisi büyük tabi :) Kimi için patlamış mısır, kimi için dondurma… Neticede oraya her seferinde çocuklar gibi koşarak gitmemizin nedeni hep o büyük, beyaz perde!
İşte böyle bir ruh haliyle gittim Dedemin İnsanları’na. Ekteki resim, filmi en iyi özetleyen kare bence. Dedemin İnsanları sadece tarihi değil, aynı zamanda sımsıcak bir aile filmi. Çağan Irmak, Dedemin İnsanları’nda küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Filmin mübadele yıllarına uzanan hikayesi I. Dünya Savaşı ile değişen, parçalanan hayatları sinemaya taşıyor…Büyük aileler, konu komşu yemek yenen büyük akşam yemeği sofraları, iş saatlerinde dükkanı kilitleyip çıkmanın ayıp sayıldığı dönemler… Aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların birbirine düşmanlığı, öfkesi, sonra her zamanki gibi bir kayıpla tekrar kenetlenen yürekler. Çetin Tekindor’un ve Gökçe Bahadır’ın oyunculukları mükemmel. Babam ve Oğlum’un aksine bu filmde duygusallık tam tadında. Çağan Irmak yine ağlatıyor ağlatmasına ama yüzünüz gözünüz dağılmış bir halde çıkmıyorsunuz filmden. İçinizde kanat çırpan bir kuş hissi, tekrar insanların birbirini sevebileceğine dair bir inanç, bir umut ve mutluluk kırıntısı… Bir de en çok dedenizi özlüyorsunuz tabii.
Son zamanlarda izlediğim en sevgi dolu filmlerden biriydi. Bu hafta son haftası olması lazım, bence kaçırmadan koşa koşa gidin. Hem bu arada bakarsınız sinema eleştirmeni olurum?
Yaş 28

Bir gün göz doktoru olmak istiyordum, bir gün manken… Basketbolcu olmak istediğim bir dönem geçirdim, sonra bünyemin o yorucu tempoyu kaldıramayacağına karar verdim. Derken büyüdüm, kendi işimi kuracağımdan emindim. Nerden tutsam olmadı, kendimi bankada buldum! Gözümü açtım 28 yaşındaydım ve hala ne istediğimi bilmiyordum… Ben de denemeye, gezmeye, görmeye karar verdim. Belki ne istediğimi söyleyen bir şeyler çıkardı kim bilir?